Osmanlı İmparatorluğu, yönetimi altındaki farklı din ve etnik kökenlerden toplulukları "millet sistemi" adı verilen bir yapıyla düzenledi. Bu sistem çerçevesinde Rum Ortodoks, Ermeni, Yahudi ve diğer topluluklar kendi dini liderliklerini, mahkemelerini ve eğitim kurumlarını koruyabiliyordu.
Özellikle 15. yüzyılda İspanya'dan sürgün edilen Yahudi toplulukların Osmanlı topraklarına sığınması, bu hoşgörü geleneğinin somut bir yansımasıdır. Selanik, İstanbul ve İzmir gibi şehirlerde kurulan Yahudi toplulukları yüzyıllarca varlığını sürdürdü.
Avrupa'daki Osmanlı topraklarında da bu çok dinli yapı kendini gösterdi. Balkan şehirlerinde camiler, kilisenin hemen yanı başında yükselirken sinagoglar da aynı mahallede yer alabiliyordu. Bu tablo, dönemin Avrupa'sında oldukça istisnai bir görünüm sunuyordu.
Millet sistemi kusursuz bir hoşgörü modeli olmakla birlikte, farklı toplulukların bir arada var olabilmesinin tarihsel bir örneğini sunmaktadır. Günümüzde çok kültürlülük tartışmalarında bu deneyime sıkça başvurulması, Osmanlı mirasının ne denli güncel kaldığını göstermektedir.